| Atatürk, Filistin'in İlk Sembolüydü |
|
Araştırmacı Gazeteci İlhami Yangın'ın İhtilal Tüccarları adındaki yeni kitabı, Atatürk'le ilgili hiç bilinmeyen bir gerçeği daha ortaya çıkarttı. Kitaptaki bilgilere göre Filistin'in ilk sembolü Mustafa Kemal Atatürk'tü. ![]() HaberDokuz.com / Ankara Filistin'de yaşanan ve günümüze kadar bilinmeyen bu ilginç dönem İlhami Yangın'ın kaleme aldığı İhtilal Tüccarları adlı eserde şöyle anlatılıyor: Arap-Yahudi işbirliği “Hicaz Arap Devleti” adına, Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Faysal ile Dünya Siyonist Teşkilatı lideri Chaim Weizmann arasında 3 Ocak 1919’da Londra’da imzalanan bir antlaşma ile gerçekleşti. Antlaşmada Araplarla Yahudiler arasındaki ırki akrabalık ve eski bağlar vurgulanıyor. Filistin’e mümkün olduğu kadar geniş bir Yahudi göçünün teşvik edilmesi de kabul ediliyordu. Filistin’deki İslam’ın kutsal yerleri Müslümanların kontrolünde olacağı, Dünya Siyonist Teşkilatı’nın Arap devletine ekonomik ve teknik yardım yapacağı vurgulanıyordu. Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Faysal 3 Mart 1919 tarihinde şunları söylüyordu; “Biz, Araplarla Yahudilerin ırk bakımından yeğen olduklarına inanıyoruz. Biz Araplar, bilhassa içimizde aydın olanlar, Siyonist hareketine derin bir sempati ile bakıyoruz. Biz Yahudilere, yurdunuza hoş geldiniz diyoruz.” Birinci Dünya Savaşı’nı kazanan devletlerin kendi aralarında düzenlediği San Remo Konferansı’nda Filistin İngiliz yönetimine bırakıldı (1920). Aynı yıl İngilizler koyu bir Siyonist olan Herbert Samuel’i vali yardımcılığına atadılar. Kutsal Toprakları idare etmek ve orada bir Yahudi rejimi kurmak için, adeta bir hükümdar yetkisiyle gönderilen Sir Herbert Samuel de bir Yahudi idi. İlk çatışmalar ve gösteriler Filistin toprakları Osmanlı Devleti’nin kontrolünden çıktıktan sonra Yahudilerin Araplara karşı tavırları da yavaş yavaş değişmeye başlar. İlhami Yangın’ın kaleme aldığı İhtilal Tüccarları adlı eserde, Araplarla Yahudiler arasındaki ilk çatışmaların hayvan otlatmak ve su kullanımı yüzünden çıktığı belirtiliyor: İlk Yahudi Arap çatışmaları hayvan otlatma meselesinden çıktı. Arap geleneğine göre, hasat yapıldıktan sonra, isteyen, otlatmak için hayvanını istediği tarlaya sokabilirdi. Yahudiler ise bunu mülkiyet hakkına bir tecavüz olarak gördüler. Böylece Arap hayvan sahipleri ile Yahudi tarla sahipleri arasında, zaman zaman sert tartışma ve çatışmalar patlak verdi. Bir ikinci husus da, su kaynaklarının kullanılması idi. Araplara göre bütün su kaynakları Allah’ın insanlara bir lütfu idi ve dolayısı ile bu kaynaklardan herkesin yararlanmaya hakkı vardı. Hâlbuki Yahudiler, su kaynaklarını sulama için ıslah ettiklerinden, bu kaynaklar üzerinde de özel mülkiyet hakkını tesis edip, bunun kamu malı gibi kullanılmasına karşı geldiler. Yaşanan bu süreçte, Araplarla Yahudiler arasındaki çatışmalar da bireysel olmaktan çıkarak kitlesel olaylar haline gelmeye başladı. Her iki taraf da, bu tarihten itibaren dünya kamuoyuna kendilerini haklı göstermek amacıyla büyük mitingler ve yürüyüşler düzenlemeye başladılar. İlk yürüyüşleri ve mitingleri Yahudiler düzenledi. Çoğu Avrupa ülkelerinden gelen Yahudiler bu konuda oldukça ustaydılar. Ellerinde tanınmış Yahudi liderlerinin posterleri ve Davud Yıldızlı bayrakları ile Kudüs’te şaşalı gösteriler düzenliyorlardı. Müslümanlar da birkaç miting düzenledilerse de, bu mitingler Yahudilerin gösterileri gibi başarılı olmadı. Çünkü sayıları Yahudilerden kat kat fazla olmasına rağmen ellerinde ne bir bayrak ne de poster vardı. Bu nedenle Müslümanların gösterileri Yahudilerin gösterileri kadar ses getirici olmuyordu. Oysa Yahudilerin bayrakları ve posterleri her gösteride daha da artıyordu. Kudüs’ün Müslüman önderleri bu duruma bir çare aramak için aralarında bir toplantı yaptılar. İlk olarak bayrak meselesini açtılar. Yüzyıllardır bayrağının gölgesinde yaşadıkları Osmanlı Devleti bu savaşta yenilmişti. Ayrıca Filistin’in kendisine ait bayrağı hiç olmamıştı. İkinci olarak da resim konusu açıldı: İslamiyet’e göre resim yasak olduğu inancı ile poster taşımıyorlardı. Zaten o tarihlerde bütün İslam dünyası sömürge durumuna düştüğü için resmini taşıyabilecekleri bir önderleri de yoktu. Gerçekten de bütün İslam dünyası o tarihlerde Avrupa devletlerinin sömürgesi durumuna düşmüştü. Batı dünyasına kafa tutan, onlara karşı direnen bir önderin resminin bulunması konusunda uzlaştılar. O tarihlerde, İslam coğrafyasında Batı’ya karşı istiklal mücadelesi yürüten tek bir kişi vardı: Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’da Yunanlılara karşı İstiklal Harbi yürütüyordu. Hemen Mustafa Kemal Paşa’nın resimlerinin bulunup poster haline getirilmesi kararlaştırıldı. Bir müddet sonra şiddetlenen Arap Yahudi çatışmalarında, İngiltere’nin Arap topraklarını Yahudilere vereceğini anlayan Araplar, Mustafa Kemal Paşa’nın resimlerini taşıyarak gösteriler düzenliyordu. Çünkü İslam dünyasında Batı’ya meydan okuyan tek lider Mustafa Kemal Paşa’ydı. Bu tarihten itibaren Filistinli Müslümanlar her gösterilerine ellerinde binlerce Mustafa Kemal Paşa posteri ile çıktılar. Hitler’i Yahudiler iktidara taşıdı İhtilal Tüccarları adlı eserin en ilgi çekici bölümü ise, Hitler’in iktidara gelişindeki Yahudi parmağı. Kitaptaki bilgilere göre; Birinci Dünya Savaşı ile Rus Devrimi'nin ardından üçünü büyük Yahudi göçü 1919 ile 1923 yılları arasında Filistin’e 35.000 kişiyi daha götürdü. İngiltere Filistin topraklarını ele geçirince Siyonizm büyük merhaleler kat etmişti. Filistin’e üçüncü büyük Yahudi göç dalgası başladığında, Filistin artık Osmanlıların değildi. Artık Yahudilerin Filistin’de toprak bakımından genişlemelerinin önünde hiçbir engel yoktu. Kullandıkları metot ise hep aynıdır: Harp felaketinden ve mahsul kıtlığından müşkül mevkide kalan Araplara yüksek faizle para vermek, ödeyemedikleri takdirde ise topraklarını zapt etmek. 1929’a gelindiğinde Filistin’deki Yahudi nüfusu 170.000’e yükseldi. Ancak bu bile Arapların yoğun olduğu Filistin’de İsrail Devleti’nin kurulamayacağını gösteriyordu. Oysa Siyonistlerin Birinci Dünya Savaşı zamanında takip etmeye başladıkları stratejiye göre, İngiliz manda idaresi kurulduktan sonra, yirmi veya otuz yıllık bir periyot içerisinde Filistin'e bir milyon veya daha fazla Yahudi'nin göç edip yerleşmesini sağlamak gerekiyordu. Ancak bu topraklara yerleşecek yeterli sayıda Yahudi’yi bulmak ve buraya getirmek başlı başına bir meseleydi. Avrupa’da Filistin topraklarına getirilecek Yahudi çoktu ancak onlar ilk fırsatta Amerika’ya göç ediyorlardı. O zaman ilk yapılacak iş, Yahudilerin Amerika’ya göçünü önlemek ve bu göçü Filistin’e kaydırmaktı. Bunu sağlamanın tek yolu ise, Yahudileri Almanya’dan ve Avrupa’dan atmayı kafasına koymuş olan Hitler’i iktidara getirmekti. Araştırmacı gazeteci İlhami Yangın İhtilal Tüccarları adlı eserinde Hitler’in iktidara gelişindeki Yahudi parmağını, yerli ve yabancı belgelerle ortaya koyuyor. Eserde verilen bilgilere göre, Hitler’in Almanya’da iktidara gelmesini sağlayan kişi, Türkiye Komünist Partisi’nin Yahudi asıllı lideri Şefik Hüsnü. Hitler’in başa geçmesi ile Filistin’deki Yahudi nüfusu da inanılmaz şekilde arttı. Henüz İkinci Dünya Savaşı başlamamışken bile, 1936’da Filistin’deki Yahudi nüfusu 400.000’e yükseldi. Savaşın başlaması ile birlikte Avrupa’da yaşayan binlerce Yahudi Filistin’e akın etti. Savaşın sonlarına doğru bu sayı daha da artmıştı. Böylelikle İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminde Filistin’deki Yahudiler bir devlet kurabilecek sayıya ulaştılar. Nitekim savaş bittikten kısa bir müddet sonra da İsrail Devleti ilan edildi. »
Yorum yok Şu anda hiç yorum yok.
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir
Lütfen giriş yapın veya üye olun!. |










.jpg)
.jpg)

.jpg)
.jpg)





.jpg)

