close
İrtibat İçin : email: Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır   

|kandıra|kandıra|kandıra|kandıra|kandıra

Top Panel
Perşembe, 11 Mart 2010
                                       Kahverengi, Yeşil, Mor, Mavi, Turuncu, Kırmızı,, Turkuaz, Lila, Sarı

Üye Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Online Üyeler

Online Üye Yok
Ziyaretçi: 8

Bizi Kim Nerden Dinliyor

outils webmaster
Bugün73
Dün133
Bu Hafta494
Bu Ay1457
Toplam171253

Hava Durumu

Anket

Sözde Ergenekon operasyonlarını onaylıyormusunuz ?
 

Güzel Sözler

Vicdan, başkalarının size söyleyeceklerini önceden size fısıldayan duygudur.
J.H.Temple
'Evet, kravatlı ve daha şehirli kılıklı görünen Erdoğan'ı Erbakan'a tercih ederiz. | Yazdır |
Salı, 08 Eylül 2009

            AKP’nin çıkış sürecini ve yeni kurulan bir partinin nasıl seçimlerde başarılı bir çıkış yaptığını anlamak için R.T.E’nin geçmişine bakmak gerek.Geçmişe dönersek;ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz (aslen Yahudi olup Siyonizm’in Türkiye ve Ortadoğu stratejisti) Refah Partisi İstanbul Beyoğlu İlçe Başkanı Tayyip Erdoğan'ı keşfetmesinden sonra Erdoğan malum medya marifetiyle toplum gündemine taşınmış, İlçe Başkanlığından İl Başkanlığına, oradan belediye başkanlığına ve derken Parti kurulup başbakanlık adaylığına varan hızlı yükseliş tirendi başlatılmıştır. Bu yükselişte Siyonist ABD’nin katkısı çok büyük olmuştur.Erdoğan'ın Abramowitz'le Kasımpaşa'daki özel bir vakıfta başlayan tanışıklıkları, belediye başkanı seçilme öncesi ve sonrası Belediyenin Florya tesislerindeki görüşmelerle devam etmiş, ardından Tayip Erdoğan'ın Amerika ziyaretleri yoğunlaşmıştır. İlk defa 17-21 Nisan 1995'te başlayan, daha sonra 17-22 Kasım 1996, 20-23 Aralık 1996, Cezaevine girmeden hemen önceye rastlayan 1 Mart 1998 ve yine 16 Temmuz 2000 tarihlerinde tekrarlanan ABD gezileri bunların bazılarıdır.

 

Tayyip Erdoğan'ı Belediye makamında 15 Ekim 1996 günü ziyaret eden Abramowitz'in
'Siz İstanbul'u yönetip yıldızınızı parlatabildiğinize göre, Türkiye için de çok şey yapabilirsiniz!...' sözleri basında yer almış ve 'Tayyib'in bazı şartları kabul etmesi halinde, ABD'nin kendisini başbakanlığa hazırlayabileceği mesajı' şeklinde yorumlanmıştır. Hatta o günlerde bazı gazeteler 'Abramowitz Erbakan'ın yerine Tayyib'i hazırlıyor' manşetlerini atmıştır.
Abramowitz ise zaten bu gerçeği çok önceden ve Ertuğrul Özkök'ün köşesinden şöyle açıklamıştır:
'Evet, kravatlı ve daha şehirli kılıklı görünen Erdoğan'ı Erbakan'a tercih ederiz.
Tayyip Erdoğan'ın Abramowitz'in ziyaretinden sonra Erbakan Hoca'dan uzak durmaya başladığı ve Hoca'nın İstanbul'daki açılış törenlerine bile katılmadığı da dikkat çekici bir ayrıntıdır. Erbakan Hoca, elbette bütün bunların farkındadır. Ama O, hem İstanbul'da büyük başarılar kazanılması yolunda bu rüzgârdan yararlanmayı, hem de T.Erdoğan'ın bu tuzaktan kurtulacağını ummaktadır. Ve tabi içimizden bazıları şimdilerde her ne kadar 'biz bu hıyanetleri yeni anlamaya başladık' deseler de, aslında Erbakan Hoca'ya bir rakip hazırlanmasından ve Milli Görüşün altının oyulmasından gizli bir memnuniyet duymaktadır. Hoca nasıl bu hatayı yapar anlamak mümkün değildir.
Abramowitz-Erdoğan görüşmelerini ayarlayan kişi ise gazeteci Ruşen Çakır'dır. Ruşen Çakır 1992'de Türkiye'ye gelen CIA Ortadoğu şefi ve Yahudi asıllı Graham Fuller ile görüşüp, ılımlı Amerikancı İslamcılar hakkında bilgiler verip onların ele başlarıyla buluşmalarını da sağlamıştı. Bunun arkasından Çakır, Graham Fullerin de yetkili olduğu Rand Corporotion'dan burs alarak Amerika'ya yollanmıştır. Daha sonra Milliyet Güncesi’ne 'özel Muhabir' atanan Ruşen Çakır İsrail'e gidip birkaç ay kalmıştır. Ruşen Çakır daha sonra, Sebataycı İsmail Cem'in YTP'sine katılmıştır.Şaşırtıcı bir gelişme YTP’de CHP’ye katılır sonra.
312-2'den aldığı cezanın onanmasından bir gün sonra 28 Eylül 1998'de, ABD'nin İstanbul başkonsolosu bayan Caroline Hagins, Tayyip Erdoğan'ı Belediye makamında ziyaret edip, Washington'un talimatıyla, 'bu tür gelişmeler, Türkiye demokrasisine olan güveni azaltır' açıklamasını yapmıştı. Oysa aynı ABD yetkililerinin Erbakan'a karşı girişilen, haksız yere partilerini kapatma, hükümetini yıkma ve cezaevlerine tıkma olayları karşısında sessiz ve tepkisiz kalmaları dikkatlerden kaçmamıştı.
Tayyip Erdoğan'ın AKP'yi kurmadan önce 18 Temmuz 2001'de İsrail büyükelçisi David Sultan'la bir görüşme yaptığı ve Ona 'Yeni oluşacak partinin İsrail ve ABD politikalarına asla ters düşmeyeceği' yolunda garanti verdiği konuşulup yazıldı. Bu David Sultan, uzun yıllar İsrail ordusunda görev yaptıktan sonra dışişleri kadrosuna alınan azılı bir İslam düşmanıydı…. Hatırlanacağı gibi, daha önceleri Erbakan Hoca'ya 'İsrail ve Amerikan karşıtı politikaları terk edelim' teklifini getiren kişi olan Korkut Özal da Tayyip Erdoğan'ın fikir babalarındandı.
Tayyip Erdoğan ve ekibinin, AKP'yi kurma aşamasında ABD Büyükelçiliğinde görevli üst düzey mason, müsteşar Lawrence ile sık sık görüştükleri ve yine Abdullah Gül'ün İngiltere Büyükelçisi Sir David Logan'ı makamında ziyaret edip parti çalışmaları hakkında bilgilendirdiği basına sızdı.
Ve zaten Londra Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Türkiye Uzmanı Dr. Andrew Mango, Abdullah Gül'ün sık sık ABD ve İngiltere'ye giderek görüşmeler yaptığını açıklamıştı. Dış güçlerin, T.Erdoğan'ın seçimlere sokulmayarak mağdur edilmesini ve bu durumun merhamet istismarıyla AKP'ye birkaç puan daha getirmesini ve böylece kendilerine daha yakın gördükleri ve güvendikleri Abdullah Gül'ün genel başkanlığa seçilmesini kurguladıkları da sezilmeye başlanmıştı. Ve zaten SP'li Mehmet Bekaroğlu'nun T.Erdoğan'a da yarayacak olan kanun değişiklikleri teklifine AKP yönetiminin özellikle ilgisiz kalmaları da bu görüşümüzü haklı çıkarmaktaydı... Ve AKP'ye hangi zihniyetin hakim olduğunu ortaya koymaktaydı...
Başsavcı Sabih Kanadoglu'nun itirafıyla, affa uğrayan katillerin, çetecilerin ve ırza tecavüzcülerin bile milletvekili olabildiği, ama 312. mağdurlarının engellendiği bir uygulamaya AKP'lilerin razı olmaları, insanların kafalarını karıştırmaktaydı.
Ülkemize hıyanet ve hakaretleriyle meşhur AB'nin eski Türkiye temsilcisi bayan Karen Fogg da 'Erdoğan'ın Hıristiyan Demokratlara benzediğini, sol ve sağın boşalttığı alana yöneleceğini, siyasal ve ekonomik bakımdan batılı değerlere yanaşacağını ama bunlara ahlaki ve kültürel bakımdan yerli öğeler katacağını ve başarılı olacağını' ortaya atmıştı. Böylece, AKP'nin IMF zehirine, yerli çikolata sürerek millete yutturacağı anlaşılmıştı.
Daha da düşündürücü olanı, Tayyip Erdoğan'ın Yenilikçi Hareketine meşhur Siyonist ve CIA ajanı Graham Fuller'in tam destek vermesiydi... Fuller, Türkiye'de artık Kemalizm'in modasının geçtiğini ve 'ılımlı İslam’a öncülük etmesi gerektiğini ileri sürmekteydi. Bir söyleşisinde 'Fazilet Partisindeki gençlerin baskın çıkacağı ve Yenilikçi Hareketin ılımlı İslam’a liderlik yapacağı' kehanetini dile getirmekteydi?
Batılı güçlerin ve masonik merkezlerin sık sık seslendirdiği 'ılımlı İslam', Siyonizmin sömürü saltanatına taşeronluk yapacak... Kuran'ın adalet ve asaleti öngören kurum ve kavramlarını teferruat sayıp yozlaştıracak... Müslümanları köle ruhlu, uysal ve uygar(!) vatandaşlar haline sokacak bir anlayışı ifade etmektedir.

Türkiye için tasarlanan 'ılımlı İslam’ın' siyasi aktörlüğüne: 'Biz din eksenli parti değiliz...' 'Dinsel milliyetçiliği reddederiz...' 'Adil Düzen, faizsiz sistem, İslam Birliği gibi içi doldurulmamış kavramları terk etmişiz, değişmişiz...' 'Milli Görüş markasıyla alakamızı kesmişiz...' itirafında bulunan Tayyip Erdoğan... Dini önderliğine ise Fethullah Gülen seçilmiştir. Bunlara sorarsanız, hakkında açılan mahkemelerden kaçarak Amerika'ya sığınan Fethullah Gülen'in bu davranışı 'Hicret', Mason zenginlerin yüz binlerce dolar karşılıksız burs vererek Tayyib'in kızlarını, oğlunu ve gelinini Amerika ve İngiltere'de okutması, başörtüsü yasağından kaynaklanan bir 'mağduriyet'tir. Açıkça görüldüğü gibi dini kavramları ve manevi duyguları istismar etmek, bunların mesleğidir.
Evet, Peygamber Efendimiz, Mekke'den Hicret etti ama, önce Medine'de müsait bir ortam meydana getirdi. Hâlbuki şu andaki Amerika hala zulmün ve Siyonizm’in kalesidir.
İkincisi, Peygamberimiz önce sahabesinin en fakir ve çaresiz olanlarını... Bir müddet geçince orta halli bulunanları ve nihayet kısmen iyi durumda sayılanları Medine'ye göndermiş... Böylece hepsini emniyete aldıktan sonra en tehlikeli döneme Hz.Ali ve Ebubekirle birlikte kendi hicretini ertelemişti... Halbuki hoşgörü edebiyatıyla, dünyadaki bütün dinlerin karışımıyla ortaya çıkarılan Siyonist Moon tarikatının temsilcisi gibi davranan kişi, en küçük bir baskı karşısında Amerika'ya önce kendisi kaçıyor, ardından ekibinden bir iki zengin ve saygın kimseyi çağırıyor... Binlerce talebesini ise kendi haline terk ediyor... Bunun adı da 'hicret' oluyor!..
Ve yine on binlerce kız evladımızın, okullarının önünde en temel haklarından mahrum edildiği bir ortamda, Tayyip Erdoğan'ın kızlarının bu mağdur ve mazlum yavrularımızın yanında ve arkasında mücadele etmesi gerekirken, tutup, hem de kaynağı karanlık ve kıskandırıcı imkanlarla Avrupa ve Amerika'ya kaçırması 'mecburiyet' sayılıyor!.. Üstelik artık başörtüsü AKP için öncelikli sorun olmaktan da çıkmış bulunuyor. Hem, Türkiye'de Müslümanların eğitim özgürlüğünün kısıtlandığından ve bu yüzden çocuklarını yurt dışına kaçırmak zorunda kaldığından bahsediyor, hem de başörtüsünün öncelikli sorunları olmadığını beyan ediyor!... Her konuda olduğu gibi bunda da çelişkiye düşüyor. Ve zaten Fethullah Gülen tarafından, başörtüsü sadece teferruat kabul ediliyor!..
Mayıs-2000 de gerçekleşen ABD ziyaretinde Tayyip Erdoğan, orada yaşayan Fethullah Gülen'le görüşmüş ve kuracakları partinin genel politika ve projelerini konuşmuşlardı. Bu arada Erdoğan-Gülen arasındaki köprü görevini eski radikal İslamcı yazar bilinen ve 'Mekke Resullerin Yolu' gibi kitaplarını şimdi inkar eden Ali Ünal yürütüyor, İstanbul Washington arasında mekik dokuyor. Fethullah Gülen-Tayyip Erdoğan partisinin teorik temellerinin hazırlanmasına Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru katkıda bulunuyor... Ve yine Fethullah Gülen'in onursal başkanlığını yaptığı ve İshak Alaton, Üzeyr Garih gibi Musevi iş adamlarına ödül dağıttığı Gazeteciler Ve Yazarlar Vakfının düzenlediği meşhur Abant Toplantılarında bu yeni oluşumun siyasi zihniyet ve şahsiyetleri eğitilip yetiştiriliyordu.
Bugün AKP'de siyaset yapan Bülent Arınç, Ali Coşkun, Cemil Çiçek ve Prof. Burhan Kuzu gibi isimler Abant Toplantılarını kaçırmıyordu...
Bülent Arınç, Saadet Partisi Genel Başkanlığı kendisine verilecek hevesiyle günlerce bekleyen, olmayınca AKP'ye geçen ilkeli bir isim!... Eğer Genel Başkanlık verilseydi şu anda Milli Görüşü savunurdu... Ve geçenlerde, sayesinde Amerika'nın Türkiye'yi telefonla yönetmeye başladığı, döneminde hırsızlık ve soysuzluğun meşrulaştığı ve ABD hatırına bulaştığımız Körfez Savaşıyla ülkemizin 50 Milyar dolar zarara uğratıldığı Turgut Özal için 'Eğer yaşasaydı gidip şortunu öperdim... Çünkü Özal şortla asker teftiş ediyordu' diyecek kadar da, ordumuza karşı içlerinde bir hınç besledikleri ortaya çıkıyordu... Hâlbuki zaman zaman bazı yamuk ve yanlış kafalar çıksa da, ordumuz vatanımızın ve bağımsızlığımızın sigortasıdır ve komuta kademesinde, Milli Şuur giderek ağırlık kazanmaktadır.
Ve zaten Tayyip Erdoğan'ın 90 yıllarında Trabzon'daki bir miting konuşmasında ordumuzu hedef alan sorumsuz ve seviyesiz sözleri de, aslında davamızı ve Erbakan Hocamızı sıkıntıya sokmaya yönelik kasıtlı bir ucuz kahramanlıktı... Çünkü ilk yıllarında belki yeterli eğitimi almamış askerlerimizle PKK mücadelesi başlatılmış olabilir-bu da tabiidir. Çünkü hiçbir devlet teröristlere, siz katliama devam edin, benim eğitilmiş askerim yok diyemez- Ama 1983'lerden sonra terörle mücadele için özel eğitimli birlikler oluşturulmaya başlanmıştı. 1990'larda ise tamamen hazırlıklı ve her bakımdan donanımlı olan güvenlik güçlerimiz, bütün Siyonist ve emperyalist dünyanın desteklediği PKK terörüne karşı üstün başarılar kazanmaktaydı. Mayası ve marifeti belli olan Çevik Bir ekibiyle sıkı fıkı ilişkiler kuran bu AKP'lilerin Milli ordumuza karşı olumsuz tavırları acaba nereden kaynaklanmaktaydı? Herhalde bazıları, Erbakan karşıtlığı yanında ordu düşmanlığının da, Siyonist odaklarda pirim yaptığının ve puan kazandırdığının farkındaydı...
Milli Görüş bünyesine uyum sağlayamadıkları için bu davadan kopan radikal ve marjinal unsurların, bütünüyle AKP'de buluşmaları... Ve daha önce bunları bahane ederek Milli Görüş'e saldıran masonik merkezlerin şimdi ayni kesimlere sahip çıkmaları da, beyinleri zorlamakta ve kuşkuları arttırmaktadır.
Fethullah Gülen-Tayyip Erdoğan ortaklığındaki önemli bir aracı da 'Müthiş Türk' diye isim yapan Ali Rıza Bozkurt'tur. Sivas'ın Kangal İlçesine bağlı, alevi Mamaş Köyünden, çiftçilik yapan Ali Rıza Bozkurt, şimdi Dünya Mason locasının en gözde simalarından... ABD'li Siyonist şirketlerin Orta Asya ve Orta Doğudaki en önemli simsarlarından... Körfez Savaşında bir ara Irak askerlerine esir düşen Ali Rıza Bozkurt, 24 saat içinde serbest bırakılmıştı.
Geçenlerde Amerika'dan dönen Mason Ali Rıza Bozkurt ayağının tozuyla AKP'ye katılmıştı. Orta Asya petrollerinin Akdeniz’e taşınması konusunda BOTAŞ'ın karşısında ABD şirketlerini savunan Meşhur Türk(!) Tayyip tarafından ayakta karşılanmıştı...
Gülen-Erdoğan arasındaki önemli ayaklardan birisi de Azizler Holding A.Ş.'nin başkanı ve BİM Marketler zincirinin ortağı mason Cüneyt Zapsu'dur. Aynı zamanda TÜSİAD üyesi olan ve F.Gülen'e yakınlığıyla tanınan Zapsu, Tayyip Erdoğan'ı TÜSİAD'çılara pazarlayan kişidir. Bülent Eczacıbaşı, Tuncay Özilhan, Can Peker, Kaya Turgut gibi Mason TÜSİAD'çılarla Tayyib'in buluşmasını sağlayan, Fethullah Gülen'in gözdeleri Cüneyt Zapsu ile Münci İnci'dir.
AKP'nin AB ile ilgili yaklaşımları da tutarlı ve yararlı değildir. Çünkü 'Sevr'i uygulamaya koymak, yani Türkiye'mizi parçalamak isteyenler, şimdi bu emellerini Avrupa Birliği dayatmalarıyla gerçekleştirmek istiyorlar. PKK'ya siyasallaşma ve Kürtçe eğitime kapı açma girişimleri, Kürt kardeşlerimizin hak ve hürriyetlerini sağlamaktan ziyade, Sevr'in 'Elbistan'dan Musul'a kadar olan bölgede Kürdistan kurulmasını öngören' maddesine hazırlık niyeti taşımaktadır.
Ve yine AB uyum yasalarıyla 'azınlık vakıflarına tanınan haklar ve imkanlar', Bizansı, Ermenistan'ı, Pontus Rum planını diriltmeye yarayacak sinsi fırsatlar tanımaktadır. Şu anda ülkemizde sadece 100 bin kadar azınlık bulunmasına karşılık tam 160 tane vakfın ortaya çıkması ve hak aramaya başlaması... Yahudilerin Almanya'dan aldığı gibi, Ermeniler'in de Türkiye'den sözde soykırıma karşı tazminat talebinde bulunması, öyle zannedildiği gibi insan hakları ve demokratikleşme ile pek ilgisi olmadığının kanıtıdır. Böylece misyonerlik faaliyetleri (Hıristiyanlaştırma hıyanetleri) de resmiyet ve cesaret kazanacaktır.
Ve yine AB'ye alınmak için ille de çözüm diye, Kıbrıs'ın bütünüyle Rumlara devredilmesi şart koşulmaktadır.
Ve hele İngiliz Başbakanı Blair dışında, başta Fransa, Almanya, Rusya, Çin ve İslam ülkeleri olmak üzere bütün dünyanın, Bush'un kovboy mantığıyla Irak müdahalesine karşı çıkmasına rağmen, AKP'lilerin masum ve Müslüman Irak halkını değil zalim ABD'nin bu saldırganlığını destekler mahiyetteki tavırları, bunların hangi güçlerin güdümüne girdiğini açığa vurmaktadır.
Tayyip Erdoğan'ın uluslar arası Yahudi Lobileriyle ilişkili bazı generallerle bağlantılarını kuran kişi ise, Çevik Bir'dir. Çevik Bir Siyonist kuruluş JİNSA'dan ödül alan birisidir.
JİNSA (Yahudi Milli Güvenlik Enstitüsü)
JEWİS COMMİTE (Amerikan Yahudi Komitesi)
USIP (Birleşik Devletler Bariş Ve Strateji Enstitüsü) gibi Siyonistlerin kontrolündeki örgütlerin Tayyip Erdogan, Fethullah Gülen ve Çevik Bir'le ortak ilişkileri dikkat çekmektedir.
USIP, CIA ve Pentagonla bağlantılı, başka ülkelerde ve özellikle Türkiye'de iktidara gelecek kişilerin İsrail ve ABD'ye sadık kalıp kalmayacaklarını araştıran ve garantiye alan bir üst kuruluş olarak bilinmektedir.
1998 yılında bu USIP'ın düzenlediği Lonra'daki bir özel toplantıya Abdullah Gül ile, MÜSİAD'ın eski başkanı Erol Yarar katıldı...Ve ne tesadüf aynı tarihler Tayyip Erdoğan da Londra'daydı. ABD'nin Yahudi kökenli iki Türkiye stratejisti Marc Grosman ile Morton Abramowitz ise bu toplantının mimarlarıydı...

Çevik Bir ekibinden olan ve 2 Temmuz Pazartesi NTV’de İshak Alaton'la yaptığı bir izlencede 'Eylül ayında halkı sokağa dökülmeye' çağıran yani ordumuza ve Milli oluşumlara karşı halkımızı isyana kışkırtan bu Atilla Kıyat... Ve yine Çevik Bir ekibinden olup, ordudan ayrıldıktan sonra Albayraklar Holding'e girip Tayyib'e danışmanlık yapan emekli Albay Adem Darama gibi kişilerle Tayyip Erdoğan'ın buluşmasını 'Askerle iki temas' manşetiyle duyuran ve güya Genel Kurmayın Tayyib'i desteklediği imajını yayan Hürriyet gazetesinin bu balonu Genel Kurmayın net ve sert açıklamasıyla söndürüldü.
3 Kasım 2002 seçimleri öncesi Deutsche Bank, Chase Manhattan, Moore Kapital, American Expres gibi siyonist sermayenin güdümündeki finans kurumlarına:'AKP'nin tek başına iktidara taşınacağını ve bunun endişe duyulacak bir sonuç doğurmayacağını' söylemek üzere bilgilendirme çıkan ve bu ziyaretlerini araştırma şirketi verso'nun başkanı Erhan göksel ve mesut Yılmaz'ın kuzeni meşhur borsacı Mehmet Kutman'la birlikte yapan kişi'de yine Çevik Bir'dir.
Bu Atilla Kıyat ki, Fethullahçıların Aksiyon Dergisi 'Terfisine kesin gözüyle bakılırken, teamüllere aykırı olarak emekli edildi' diye sahip çıkılmıştı ve uzun uzadıya övülmüştü...
Tayyip hareketinin önemli destekçilerinden Asya Finans’ın yönetim kurulu başkanı ve Fethullah Gülen'in yakın adamı İhsan Kalkavan da Tayyip Erdoğan, Çevik Bir, Atilla Kıyat buluşmalarına önemli katkılar ve kolaylıklar sağlamaktaydı.
 Bu arada 'Genel kurmaya kulak yerleştirmek ve elde ettiği bilgileri ABD'ye iletmekle' suçlanan eski emniyetçi Bülent Orakoğlu, Hanefi Avcı ve Meral Akşener ekibinin de önce Tayyip Erdogan'la birlikte hareket ettiklerini açıklayıp, sonra her ne hikmetse bundan vazgeçmeleri de oldukça ilginçti.
Ve yine Amerikan güdümünden çıkan Milli ve güçlü orduya karşı, alternatif bir polis teşkilatını kurmayı ve bunu ılımlı ve Amerikancı İslamcılarla doldurmayı ve ordu-polis çatışması gibi bir kaos ve kavgayı başlatmayı amaçlayan, Emniyetteki 'Süper NATO' örgütlenmesinin ele başlarından sayılan Abdulkadir Aksu ve ekibi de Tayyip Erdoğan'ın çekirdek kadrosunu teşkil etmekteydi. Turgut Özal 1983'ten itibaren, ABD'nin talimatları doğrultusunda 'Polis vazife ve Selahiyetleri yasasını' değiştirdi. 1987 de polis, iç güvenlik harekatında TSK'nin önüne geçirildi. Polise olağanüstü yetkiler hatta TSK içinde bile istihbarat toplama imkanları verildi. Bu 'Özel Harekat Timleri' ABD'li subaylar ve MOSSAD tarafından eğitildi. Emniyetteki ele başları ise, Korkut Özal'ın hazırlayıp, ANAP'a devrettiği bir ekipti.
Polisimizin her bakımdan güçlendirilmesi elbette milletimizin takdir edeceği ve sevineceği bir şeydir. Ama hıyanet kokan ve kuşku uyandıran gelişmeler, polisimizi ordumuza karşı kullanma girişimleriydi...
Yine sevinerek söyleyelim ki, bu yöndeki girişim ve oluşumlar, sonunda fark edilip etkisiz hale getirildi.
Son yıllarında genel merkezi kısmen bazı masonların kontrolüne giren MTTB'nin bir nevi devamı mahiyetinde görünen ve 29 Mayıs 1985 de MTTB eski başkanlarından İsmail Kahraman, Ali Coşkun, Cemil Çiçek, Abdulkadir Aksu, Zeki Ergezen, Hasan Kalyoncu ve Tayyip Erdoğan tarafından kurulan BİRLİK VAKFI'da Yenilikçilerin karargahı gibi faaliyet gösterdi. Açılışına, Star Tv'nin bir 'Kırmızı Koltuk' programında 'Türkiye İsrail'in önderliğinde oluşacak bir Orta Doğu ortak pazarına girmelidir!?.' diyen Korkut Özal ve Necati Çetinkaya da iştirak etti. 1 Temmuz 1995'teki 10.Genel Kuruluna ise Mesut Yılmaz, Hasan Celal Güzel, Muhsin Yazıcıoğlu, Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan ve Abdulkadir Aksu'nun yanında Fethullah Gülen ve yakın adamı Manisa milletvekili Rıza Akçalı'nın da katılımı dikkatleri çekti.
O dönemde Prof. Esat Coşan’ın da desteklediği bilinen bu hareket, Milli Görüş bünyesinde anti Erbakan bir oluşuma hız verdi ve partide yenilikçi-gelenekçi tartışmasını tetikledi.
Tayyip Erdoğan'ın, ABD ile ilişkili İslam ülkelerindeki bazı masonik mahfillerle münasebetlerini ayarlama konusunda Riyad Büyükelçisi Yaşar Yakış ta önemli görevler üstlendi.
Ve yine eğitimini Amerika'da yapan, ABD'deki birçok lobiyle ve özellikle Amoco petrol şirketiyle irtibatları saptanan ve MİT eski Kontr-terör daire başkanı olup sonra Amerika'ya kaçan Mehmet Eymür'le de ilişkileri bulunan ve Kanal 7'nin Ankara temsilciliğinde görev alan bir kişinin de Tayyip Erdoğan'ın Amerikan Büyükelçiliğindeki görüşmelerinde rol aldığı iddia edildi.
Şimdi bütün bunların ışığında, izanla ve insafla düşünelim; Siyonist lobilerden TÜSIAD üyelerine... Din istismarcılarından Atatürkçü geçinenlere... Mason Localarından, medya temsilcilerine bütün karanlık ve kiralık merkezlerin elbirliği içinde Tayyib'i desteklemeleri ve sürekli şişirmeleri... Müslüman kesimi ürkütmemek için bir yandan vuruyor görüntüsüyle tozunu silkelemeleri... Ama diğer taraftan da suni ve sahte sormacalarda AKP'yi yüzde 30'larda göstermeleri... Evet bütün bunlar sadece tesadüflerin ve ülkemiz hakkında iyi temennilerin bir sonucu olabilir mi?
Geçmişin günümüze dayanan sürecini ilerideki günlerde okuma fırsatı bulacaksınız.En derin saygılarımla Miktat AlgülGazeteci-Yazar

» Yorum yok
Şu anda hiç yorum yok.
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir
Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
 
Derin Haber
Türkiye de Radyo Tv ler ve Telif Hakkı

 

Saygı değer yayıncı arkadaşlar hepinize selam olsun, epeydir yazı yazmadım ara vermiştim malum yazılarımdan dolayı rahatsız olanlar vardı susturulmaya çalışıldık yazılarım sebebiyle ratem de haysiyet divanına verilerek üyelikten çıkartıldım.

 


Devamını oku...


Savcının Başını Yiyen Cemaatin Telefon Konuşmaları

Bir internet sitesinin haberine göre, dosyada, cemaate ait belirlenen adreslere yapılacak operasyonun önceden haber alındığı ve bu bilginin belirli kişilere şifreli olarak nasıl iletildiği yer alıyor. Ses kayıtlarında ayrıca operasyonlarda gözaltına alınanların nasıl ifade verecekleri konusunda uyarılar yapılıyor. Başsavcı İlhan Cihaner'in zanlıları "örgüt üyesi" olmakla suçladığını öğrenen, cemaatin Erzincan yönetiminin önde gelen ismi ve soruşturulan Medine Vakfı'nın en faal hocası olan Şevket Gökşan'ın savcı hakkında "Ne bulmuş ki şerefsizin çocuğu" dediği de kayıtlarda yer alıyor.

 


Devamını oku...


AK Partiye Eygi nin Çağrısı Ey Sahte İslâmcılar

Mü'min ve sâlih Müslümanlar başımın tacı olsunlar; ellerinden ve eteklerinden öperim. Var olsunlar sağ olsunlar, sıhhat ve afiyette olsunlar. Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi, koruması üzerlerine olsun.Allah yolunda, Peygamberin izinde; Kur'ân'a, Sünnete, icmâ-i ümmete, Şeriata, ahlâk-ı islâmiyeye uygun şekilde; ihlâsla, irfanla, hikmetle, adaletle, insafla, istikametle hizmet edenler, i'lâ-i kelimetullah edenler biz sizin peşinizdeyiz. Ayağınızın tozu olmak ne büyük şereftir bize...

 

 


Devamını oku...


İlahi Adalet mi Yoksa Rüzgar Ters Esmeyemi Başladı ?

Anayasa Mahkemesi, askerlere sivil yargı yolunu açan düzenlemeyi iptal etti. Bu durum siviller tarafından sürdürülen ve askerleri kapsayan soruşturmaları etkileyebilecek.

 


Devamını oku...


Domuz Gribi Aşısı Dünyada Katliamın Başlangıcı

Finlandiya eski Sağlık Bakanı Dr. Rauni Kilde’den domuz gribi hakkında çor cesur açıklama.


Devamını oku...


D.S.H.P de Genel Başkan Hulki Cevizoğlu

DSHP’nin kuruluş dilekçesi İçişleri Bakanlığı’nca onaylandı. Genel sekreterden teslim aldığı “Alındı” belgesini basına gösteren kurucu üye Hulki Cevizoğlu, “DSHP’nin kuruluşu tamamlandı. Partimiz, tüzel kişiliğini resmen kazandı” dedi.

 

 

 

 


Devamını oku...


10 Kasımdaki TBMM Kürt Açılımı nın Uçları ve T.C Sonu...!
Demokratik açılım çalışması bütün hızıyla sürüyor. PKK'lıların teslim olmasının şova dönüştürülmesi üzerine yavaşlayan süreç, hükümetin perşembe günü yaptığı toplantıyla yeniden ivme kazandı.

Meclis, 10 Kasım'da "Demokratik Açılım"ı görüşmeye hazırlanırken, bu konudaki ayrıntılar da netleşmeye başlıyor.

 

  

Devamını oku...


Telekulak'a takılan sürpriz isimler

Aydınlık dergisinde ele geçen CD’lerde, Başbakan Erdoğan’dan KKTC Cumhurbaşkanı Talat’a, bakanlar ve belediye başkanlarından ABD’li yetkililere kadar onlarca kişiye ait konuşma kaydı var. 1999-2004 dönemine ait konuşmaları kimin kaydettiği ise henüz netleşmedi.

 


Devamını oku...


Akyürek görevden alındı!

Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek görevden alınarak merkeze çekildi. Yerine Konya Emniyet Müdürü Hüseyin Namal atandı.

 


Devamını oku...


Tüm insanların atası Türkler

Geçen hafta bir konferans vermek üzere Türkiye'ye gelen Amerikalı araştırmacı yazar Gene D. Matlock, 'Ey Dünya İnsanları Hepiniz Türk'sünüz' adlı kitabında da yer verdiği ilginç iddialarıyla 'Tüm dünyanın kökeninin aslında Türkler olduğu' tezini yeniden alevlendiriyor.

 

 

 


Devamını oku...


Ulusal Haberler

KANDIRA BATI FM 106.9 KANDIRA BATI FM 106.9 - KANDIRA BATI FM 106.9
Kandıra'dan Haberler
Gazeteci Zeki Şahin Ölümden Döndü

Kocaeli de Gazeteci ve Radyo Programcısı olarak görev yapan Zeki Şahin trafik kazası geçirdi. Dün öğlen saatlerinde haber merkezine gelen bir çağrı üzerine olay yerine gitmek için aracıyla yola çıkan Şahin kendi güzergahında ilerlerken güzergahı olmamasına rağmen ters istikamette ilerleyen kamyon ile karşı karşıya kaldı

 


Devamını oku...


Kandıra Müftüsün'ün Kandıra Fm Ziyareti

Kandıraya atanan yeni müftü Dr İhsan Kara Kandıra Vaizi Ergün Yılmaz ile birlikte radyomuzu ziyaret etti.

 


Devamını oku...


DEYYAD Türkiyede ki Radyolar İçin umut oldu..
Gazeteciler federasyonu başkanı Atilla Sertel,Denizli gazeteciler cemiyetini ziyaret etti.

Atilla Sertel,”KAYBETTİKLERİMİZİ GERİ İSTİYORUZ”

  

Devamını oku...


Define Sanıkları Serbes

Kandıra’da yapılan tarihi eser operasyonu kapsamında tutuklanarak cezaevine konulan 20 kişi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.


Devamını oku...


Kandıra'da Katliam gibi Akşam 3 Ölü

Kandıramız da akşam saatlerin de terminal yanındaki bir kehve de Burak Duru adlı 16 yaşındaki genc Emrah Battal tarafından bıçaklandığı ve olay yerinde hayatını kaybetti haberi Kandırayı üzüntüye boğdu.

Çok geçmeden gelen haber daha da acıy dı.

 

 


Devamını oku...


Kandıra da Korsan Definecilere Darbe

 Kocaeli İl Jandarma Komutanlığı, dün çok önemli bir tarihi eser kaçakçılığı operasyonu yaptı. Kaçak define arayan ve bulan kişilere karşı Kandıra’da başlatılan operasyon genişletildi; Kartepe ilçesinin bazı köyleri dahil 22 kişi gözaltına alınırken, 131 parça tarihi eser ele geçirildi.

 

 

 


Devamını oku...


Türkiye de bir ilk Kandıra ya Gıda ve İhtisas OSB kurulacak

Kandıra’ya ikinci bacasız sanayi geliyor. Turizm sektöründe büyük bir ağırlığı bulunan Kandıra, önümüzdeki dönemde Gıda ve İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’ne de kavuşacak. Türkiye’de ilk defa Kocaeli’nin Kandıra ilçesine kurulacak olan Gıda ve İhtisas OSB, hem bölge ekonomisine önemli katkılar sağlayacak hem de bölgedeki iç göçü önleyecek.

 

 

 


Devamını oku...


Kandıra Şehidine Ağlıyor

29 mayıs 2009 Cuma günü Hakkari çukurca da arama tarama sırasında mayına basan askerlerimizden 6 askerimizi Şehit vermiş ve 8 askerimiz de yaralanmıştı yaralı askerlerimizden birisi de Kandıra kefken li oğuz kır dı.

  

Devamını oku...


Kandıra Akcaovada Yol Sevinci

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kandıra ilçesine bağlı Akçaova köyünde yollara parke ve bordür ile kapladı

 

       

Devamını oku...


Avdan a hizmet yağmuru

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Daire Başkanlığı ekipleri şehir merkezine 80 km uzaklıktaki Kandıra’ya bağlı Avdan Köyü’nde parke ve bordür döşeme çalışmalarını tamamladı. Büyükşehir daha önce de köyde alt yapı çalışmaları yapmış, mezarlık yolunu düzeltmiş, çocuklar için oyun grupları yerleştirmişti.

 

     

Devamını oku...


İlanlar



 

Kendim, ailem, kasabam, ülkem ve güzel bir dünya için ne yapabilirimi düşünen güzel insanlarla el ele             Kadir Doğan

Sign up today!