|
 Deniz feneri davasının çıkışı ve bu davanın AKP ile bağlantısının çıkmasının ardından hemen bir Ergenekon operasyonu daha yapıldı. Geçmişteki Ergenekon operasyonlarına baktığınızda hep AKP ilişkilendirilmiş haberler ardından gündemi değiştirmek ve Ulusalcılardan öç almak adına operasyonların yapıldığını görmek pek şaşırtıcı gelmedi. Akşam bir arkadaşımla MSN de sohbet ederken bana son dönemde yaşanan olayların iç yüzünü kendince anlattığında inanın müthiş bir dehşete kapılıyorsunuz. Bu günü anlamak geçmişi tahlil etmekten geçiyor. Onun için geçmişte Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırımın mesajını hatırlatma ve hafızaları tazelemek adına bu yazıda kullanmak istedim
Yeşil, yani Mahmut Yıldırım’ın ilk mesajı şöyleydi: "Uzun bir zamandır suskundum ve suskunluğumu bozmayacağımı her defasında söylemiştim. Birileri yine bir şeylerin peşinde ve ben peşinde oldukları şeyi yakında vereceğim. Bazı salaklar zarar ettiklerinin farkında değil herhalde. Biri çıkıp beni taklit ederek ahkâm kesiyor ve biri de Susurluk'taki silahların nerede olduğunu söyleyip duruyor.
Ve biz bu kadar aptalız, ses çıkarmıyoruz, öyle mi? sizin yazılarınızın ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğunu zaman gösterecek ve zaman bazılarının aleyhine İşliyor. Beni taklit etmenin cezası bilenler bilir ölümdür.
Beni mafya ile karıştıranlar yanlış yoldalar, kendini bilmez birileri rant ve isim peşine düşerek hata üstüne hata yapmakta, faturası ona kesildiği zaman canının ne kadar yanacağının herhalde farkında değil. Biz amatör değiliz, Eyüp Aşık'ın beni birileri ile karıştırması şimdi değil, yıllardır var olan bir şeydir. Ben, ben olmakla gurur duydum. Tarih bizi ileride hep anacaktır. Biz bu ülkeyi severken canımızı verdik ve ben bir itirafçı değil, bu ülkenin kadrolu askeriyim ve öyle de kalacağım.
Beni Sayın Özal, Eşref Bitlisli (EDİTÖRÜN NOTU: Yeşil Org. Eşref Bitlis'in soyadını Bitlisli olarak kullanıyor. Düzeltmedik. Metinlerdeki yazım yanlışları ve ifadeler de düzeltilmedi) Cem Ersever, Adnan Kahveci, Nesim Malki, Hiram Abbas, Ömer Lütfü Topal, Hüseyin Kocadağ, Abdullah Çatlı, Behçet Cantürk, Savaş Buldan ve şu an yaşayan birkaç kişi iyi bilir ki, dostuma dost, düşmanıma düşmanım.. Kimse hikaye yazmasın, kimse orada burada birilerini yükseltmesin, ortaya çıkarsam çok kişi kaybeder.
Ağca gibi şarlatan değilim!
Ben M. Ali Ağca gibi şarlatan değilim. Yakında bir savaş var ve bu savaş istihbaratçılar savaşı olacaktır. Tabi aradaki piyonları temizleme zamanı geldi. Benimle İrtibata geçerseniz sevinirim."
27 Ocak 2006'da başlayan ve 12 Şubat tarihinde sonlanan e-posta mesajları da ise 'Yeşil' şunları anlattı: "Bu zevki onlara tattırırım ama hayal kırıklığı yaşarlar"
Aldığım bir habere göre benim gelişim bazılarını rahatsız etmiş olacak ki korumalarını İki katına çıkarmışlar. Hani ben ölmüştüm.
"Çatlı ajan bozuntularıyla görüşüyordu!"
Çatlı MİT'e çalışıyordu. Hâlbuki olayın İç yüzü Öyle değildi. Birkaç kendini ajan bozuntusu sanan kişilerle işbirliği içindeydi.
Hiram Abas öldürüldü sahnede E, Cem Ersever öldürüldü sahnede E, Çatlı öldürüldü sahnede E, Topal Öldürüldü sahnede E,Özal öldü sahnede E, Behçet Cantürk öldürüldü sahnede E, Savaş Buldan öldürüldü sahnede E, Nesİm Malki öldürüldü sahnede E, helikopteri düştü Eşref Bitlis'in sahnede yine E. İleride E. ile ilgili bazı arşivlerden kaldırılmış belgeleri sana yollayacağım. E. bu belgeleri istiyor.
Değil, bu ülkenin kadrolu askeriyim ve öyle de kalacağım. Beni Sayın Özal, Eşref Bitlisli (EDİTÖRÜN NOTU: Yeşil Org. Eşref Bitlis'in soyadını Bitlisli olarak kullanıyor. Düzeltmedik. Metinlerdeki yazım yanlışları ve ifadeler de düzeltilmedi) Cem
Ersever, Adnan Kahveci, Nesim Malki, Hiram Abbas, Ömer Lütfü Topal, Hüseyin Kocadağ, Abdullah Çatlı, Behçet Cantürk, Savaş Buldan ve şu an yaşayan birkaç kişi iyi bilir ki, dostuma dost, düşmanıma düşmanım.
"Ortaya çıkarsam çok kişi kaybeder!"
Kimse hikaye yazmasın, kimse orada burada birilerini yükseltmesin, ortaya çıkarsam çok kişi kaybeder. Ben M. AliAğca gibi şarlatan değilim. Yakında bir savaş var ve bu savaş istihbaratçılar savaşı olacaktır. Tabi aradaki piyonları temizleme zamanı geldi. Benimle İrtibata geçerse niz sevinirim." 27 Ocak 2006'da başlayan ve 12 Şubat tarihinde sonlanan e-posta mesajlarıda ise'Yeşil' şunları anlattı: "Bu zevki onlara tattırırım ama hayalkırıklıgı yaşarlar" Aldığım bir habere göre benim gelişim bazılarını rahatsız etmiş olacak ki korumalarını İki katına çıkarmışlar. Hani ben ölmüştüm? Ölü birinden insan korkar mı? Bana kıyak olsun diye beni öldü gösterip işlerine geldiği gibi at koşturacaklar. Sonradan birilerine Yeşil ol derler ve bazı olaylar yaparak üstüme yıkın. Bu oldu mu yani? Ya insan zekası kıt olur da beni hafife alır, siz ki beni bilip beni operasyonlarınızda kullanırsanız ve beni başka hedeflere güdüklerseniz sonradan siz birilerine ihanet edersiniz ve ben boş duracağım!!
Benim Ankara'ya geleceğimin haberi duyuldu. Beni her zaman kıstırdıklarım sanırlar ve bu zevki hep onlara tattırırım.
Ama sonra hayal kırıklığına uğrarlar şimdi biz ikinci oyunumuza geçiyoruz. "Sana E. ile ilgili arşivlerden kaldırılmış belgelen yollayacağım" Hüseyin Kocadağ, Abdullah Çatlı ve o zavallı Gonca Us arabada mı öldüler? Yoksa Öldürüp arabaya mı koydular? Orada tek delil Sedat Bucak'tı ve hesaba katmadıkları bizdik. Hani o kayıp silahlar, çantalar. Korumasız bir adım dahi atmayan Sedat Bucak korumasız gezecekti ha. Onlar Sedat'ı kaçırmışlardı. Sedat uzun bir zaman Hüseyin Kocadağ'ın şişirmesiyle Çatlı'yı kendi köyünde saklıyordu.
"Bu ülke için rütbelerimi söktüm"
Güya "Bu ülke için rütbelerimi söktüm" Konuşacağımı duyanlar Özal'ın ölümü ve sonrasını da anlatacağımı fark ettiler ve şimdiden doğacak tüm bilgileri saf dışı etmek için çabalıyorlar. Bu ülke benim, bu ülke için öldüm, bu ülke için Öldürdüm, şimdi göreceğiz bu ülkeyi kim terk edecek? Vampirler, gözünü kan bürümüşler, kimmiş göreceğiz bu ülkeyi kime sattıklarını tüm Türkiye bilecek.
"Yetiştirilmiş kadrolu subayım"
Beni ta Çin'e Dursun Karataş'ı vurmak için gönderenler Yunanistan'da barlarda kadeh tokuşturdular. Dursun Karataş'la kol kola gezenler ya şimdi? Kimseden korkmadım şimdiye kadar, beni tanıyanlar bilirler. Ben bir İtirafçı değil bu ülkenin en büyük askeri okulunda yetiştirilmiş kadrolu subayıyım. Ben bu ülke İçin rütbelerimi söktüm. Teröristlerle yıllarca gezdim. Vurdum, vuruldum, öldüm, öldürdüm.
Şimdi beni karalamaya başladılar. Sıradakini bekliyorum, herkesin sırası var. Kimse acele etmesin. Tek tek kucağıma düşecekler. Bu Türkiye'den başka Türkiye yok. Asıl ben ve benim silah arkadaşlarım bu ülkeyi karşılıksız sevdik. "Zaman aleyhime işliyor" Ben hırsız polis oyunu oynamıyorum ve bu oyunu oynayacak zamanım yok. Çünkü zaman benim aleyhime işliyor.
Şunu unutma, şimdiye k&dar hayattaysam, Akıllı ve zeki olduğum için bugüne kadar geldim. Daha önce de belirttiğim gibi, bana zarf ve buna benzeri kelime oyunları oynama, benim kimliğimi ve kimliğim hakkında bilgi sahibi olacaksan, kayıtlı bulunduğum nüfus müdürlüğüne internetten girersen bir kaç dakikada, benimle ilgili tüm bilgilere ulaşırsın. Bu, kimlik üstündekiler, gerçek veya yalan. Sen Mahmut Yıldırım ile Ahmet Demir'i lütfen birbirine karıştırma. Biri Hacı, biri de Sakallı'dır. Yani ikisi de Yeşil'dir.
Fark ikisini birbirinden ayırmaktır. Bu da zeki ve akıllı birinin işin içinden çıkacağı bir oyundur. "Mailleri oku, bulmacayı çöz" Sana attığım mailleri iyi takip edersen kilit bulmacalara ulaşırsın. Biz iyi yetiştirilmiş, profesyonel insanlarız. Biz sadece dağlarda değil, en modern metropollerde istihbarat çalışmaları yapmış, sayılı istihbarat birimleri ile köşe kapmaca oynamış kişileriz. Bir çoğunu da temizlemiş kişilerdeniz. Tüm bilgileri baştan ve kısmadan seninle yazışıp anlatacağımı içinde olduğum ve ekibimle hareket ettiğim tüm bilgilerin yanı sıra, sır olan ve diğer birimlerden alınmış başkalarına satılmış detaylı bazı ana bilgileri de sana aktaracağım.
"Paraları Nesim Malki'ye kimin verdiğini açıklayacağım"
Her şeyden evvel kuruluşumuzdan evvel nasıl orduya katıldığımı, kimlerle çalıştığımı, Hiram Abbas'la nerede ve hangi görevleri paylaştığımı, kimlerin bizden haberdar olduğunu, kimlerle bağlantı kurduğumuzu, Eşref Bitlisli, Adnan Kahveci,Ömer Lütfü Topal, Nesim Malki, Uğur Mumcu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Hiram Abbas, Mehmet Üstünkaya, Rauf Denktaş, Turgut Özal ile nasıl görüştüğümü, aramızdaki mesafeler kimlerle ne görüştüğümü adlan geçenlerin bizlerle olan bağlantıları, Cem Ersever'i kimin aramıza soktuğu ve neden bize ihanet ettiği, Cem Ersever'in Musa Anter'i neden öldürttüğünü, görevlerimizin neden kine dönüştüğü ve kayıp olan örtülü ödeneği kim nerede kullandı. T.Ç, M.A, H.K.'nin ortak çıkarları neden T.Ç. ile H.K, M.A.'yi kullandıkları bu örtülü ödenekteki paraların Nesim Malki'ye kimin verdiği, Nesim Malki'nin bu paralan aldıktan sonra kimleri haberdar ettiği ve asıl kimin Nesim Malki'yi öldürdüğünü ve buna benzer sır ve gerçek belgelerle yazışmalann gizlidir ibarelerin arkasındaki birkaç haini tek tek gerçeklerle sadece sen bileceksin.
"Batı Çalışma Grubu'nu neden kurup lağvettiğimizi açıklayacağım"
Seninle yine maillerle haberleşip, bazı bilgiler göndereceğim, bu bilgiler, kurucularımızdan, silahlı eğitimimize, üst komutanlarımıza, maddi finasmanlann kaynaklan, görevlerimiz, kimleri takip ettiğimizi ve kimleri dinlediğimizi, kullandığımız silahlardan, hedefımizdekiler, vuracaklarımız, vurduklarımızdan, siyasilerden, paşalara, kumarhanecilerden, bakanlara, bilgi kaynaklarımızdan, MiT'ten, emniyet istihbarattan bizimle çalışanlar, daha önce Batı Çalışma Grubu'nu neden kurup, neden lağvettiğimizi, kimler bizim için çalıştı, hangi gazeteciyle bilgi alış verişinde bulunduk, bizim için çalışan gazeteciler, polisler, askerler ve başka bazı özel bilgileri seninle paylaşacağım.
"Kurucumuz Özal'dı, Eşref Bitlisli komutasında en seçme askerler" Biz daha önce vardık ve şimdi olduğumuz gibi de vardık, 1984'ten sonra inlerimizden çıkıp yeni dünyaya merhaba dedik. Bu merhaba da her zaman olduğu gibi yine üstlerimizin emirleri ve direktifleri doğrultusunda hareket ettik. Biz Eşref Bitlisli komutasında yeni bir birim ve en tehlikeli kişilerden seçme askerlerle göreve başladık. Kurucumuz Başbakan Turgut Özal'dı. Gizli bırakılmış ve adı sır gibi saklanmıştı. Askeri kademe komutasında Eşref Bitlisli ile İsmail Paşa idi.
Bu birim 12 Eylülcülerin yaptığı, ihtilalcilerin bile güven duymadığı MİT'e karşı kuruldu. Çünkü Kenan Evren 12 Eylül darbesini yaptıktan kısa bir süre sonra MiT'in içindeki sivil asker çatışmasından korkarak bilgi infaz ve tetikçi grubu kurdu. Bu grup kontrgerilla şeklinde oîup sadece direkt konsey üyelerini bilgilendirmek, gelen tehditleri ve suikastları önlemek için herkesimin adamından alınarak göreve başladı. Kenan Evren darbeden sonra dış baskılardan bunalarak demokrasiye geçiş İçin bir hükümetin kurulması için Sayın Turgut Özal'a görevi verirken reddedileceği aklının ucundan bile geçmemişti. Kenan Evren'in hesabı çarşıya uymamış Turgut Özal'ın bu reddini ta suikasta kadar unutamamıştı.
Çünkü Turgut Özal bir akıldı ve Başbakan olacağına kesin gözüyle bakıyordu.. Asker kökenli birinin Başbakan olması ne kadar bu ülkeye verimli olacağı da meçhuldü. Siyasilerin siyaset yasağı ortaya atılınca denenmemişler denenmeye aday olmaya başladılar ve ezici bir çoğunlukla Turgut Özal Başbakan oldu. Tıpkı hayal ettiği gibi ve o da MİT'e güven duymadı. Çünkü herkesin her birimden adamları vardı. Kim elini nereye atsa hemen bilgi sahibi olabiliyordu. Hatta bu bilgilerin satıldığı da oluyordu.
İşte o saatten sonra akıllar çalışıp sığınakta bulunan kurtlar göreve çağrıldılar. Bu kurtlar mavi altın kurtlardı ve kimsenin ruhu duymadı. Kendini ajan sananlar süslü Osman'ın peşinde veya Bülent Ersoy'un hangi iş adamıyla yemek yediğiyle uğraşıyorlardı. Bir de işkenceyle adam konuşturup soruşturma yaptıklarım sanıyorlardı. "Ben artık susmayacağım" Şu anda kirli bir siyaset ve kirli oyunların döndüğü bir bermuda üçgeninin içinde demir perdenin aktörleri gizli planlarını yürütmekteler. Bu kirli oyunun aktörleri siyasiler, paşalar, İşadamları ve bazı gizli servisin de içinde bulunduğu gruplar bulunmaktadır. Ben bugünden itibaren daha önceden de söylediğim gibi susmayacağım. Beni bu saatten sonra kimse susturamaz.
"Her bilgiyi Eşref Bitlisli'nin emriyle Uğur Mumcuya veriyorduk" 1979 yılından itibaren daha önce Eşref Bitlisli'nin emri ile yasadışı TKML Örgütüne sızdım. Birçok aktif görevlerde bulundum. 1980 ihtilalinden sonra yine komutanın emriyle kızaklara yani sığınaklara çekildik. (Asker içinde) 12 Eylül darbecileri iç güvenlik ile dış güvenlik için birimler kurmaya başladılar ve legal yoldan değil de, İllegal yollardan bu birimler acil olarak kuruldu. Rahmetli Uğur Mumcu'nun 1978'den beri ölümünün birkaç gün Öncesinde görüştüğü son adam bendim.
Çünkü o bizim gizli bilgi kasamızdı. Her yaptığımız operasyonu ve her bilgiyi Eşref Bitlisli'nin emriyle Uğur Mumcu'ya ulaştırıyorduk. Yani her şeyden haberdardı. Kinteksten başlayıp uluslararası tüm bilgileri kendisine yollamaya başladık. MİT'te yasadışı örgütlerinin altında toplama fikrini ortaya atan bazı askerler senaryolarla bir piyonu öne sürerek CIA'den maaş alan bazı MİT'çiler ABD'nin emriyle Apo'yu piyasaya sürdüler. Ki bu örgütün kurulmasında en çok İşine gelenin CIA olduğu kaçınılmaz bir gerçekti
Günümüze de ışık tutan bu mesajdan sonra diyecek bir şey bulamıyorum.
En derin saygılarımla
Miktat Algül
| İç Cephe | “Bir yurdun en değerli varlığı vatandaşlar arasında millî birlik, iyi geçinme ve çalışkanlık duygu ve yeteneklerinin olgunluğudur. Millî varlığını ve vatan bütünlüğünü korumak için bütün vatandaşların canını ve her şeyini derhal ortaya koymağa karar vermiş olmaları, bir milletin en yenilmez silahı ve koruma aracıdır. Bu nedenle, Türk Milleti’nin idaresinde ve korunmasında millî birlik, millî duygu, millî kültür en yüksekte göz diktiğimiz ideallerdir.” (1935) | | Mustafa Kemal ATATÜRK | Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve “İç Cephe” Türkiye Cumhuriyeti Devleti, millî, çağdaş, ileri bir devlettir. Kurucusu Türk Milleti’dir. Koruyucu, savunucu, devam ettirici temel unsuru “Millî Kültür Çevresi”ne dayanan, “Millî Ortamı” yaratan Anadolu Türk Toplumudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti varlığını Türk milletinden alır ve onunla özdeşleşir. “İç Cephe” Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatan toprakları üzerinde ve bu topraklar dışında kalan ilgi alanlarında ve millî hedeflere ulaşılmasında, uluslararası güç ve rekabet mücadelesinde mevcut ve/veya muhtemel rakiplerine, yurt içinde ise, çeşitli tehdit ve tehlikelere karşı oluşan ve görünen cephedir. “İç Cephe” Millettir. Doğrudan doğruya milletin kendisidir. Milletin varlığını, bağımsızlığını, gelişmesini, bekâsını korumak ve savunmak için kalbinde, vicdanında, şuurunda ortaya çıkan arzu ve emellerin tamamıdır. Millet açıklanan arzu ve emellerin gerçekleşmesi için ne kadar çok kararlılığa ve inanca sahip olursa ve bu doğrultudaki tutum, davranış ve eylemleri ne kadar çok etkili olursa “İç Cephe”de o oranda sağlamlaşır, kuvvetli olur. Her türlü dış ve iç tehdit ve tehlikeye karşı koyma gücü artar. “İç Cephe” toplumun siyasî, sosyal, iktisadî, kültürel, teknolojik hayatının gelişmesindeki arzularını, düşüncelerini, emellerini ve beklentilerini gerçekleştirmek ve “Dış Cephe”nin meydana getirdiği tehdit ve tehlikelerle mücadele edebilmek için, dört temel araca sahiptir. Çağdaş millî devlette bu araçların yaratıcısı millettir. Aynı zamanda bu araçlar, milleti devlet düzeyine ulaştıran, Anayasalarla belirlenmiş hukuk düzeni içerisinde yer alan, görev, yetki ve sorumlulukları belirlenmiş kurum ve kuruluşlardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde; Türkiye Büyük Millet Meclisi-Yürütme Organı-Yargı Gücü-Türk Silahlı Kuvvetleri “İç Cephe”nin dört temel aracıdır. İç Cepheyi Tehdit Eden Tehlikeler “İç Cepheyi” tehdit eden tehlikeler genel olarak iki guruba ayrılır. Ortak noktaları çağdaş millî devletin “Millilik” özelliğini ortadan kaldırmak, “İç Cephe”yi baskı altında tutarak, gelişmesini önlemek, parçalamaktır. Devletin “millî” olma üstünlüğünün ve gücünün yitirilmesine neden olacak tehlikeler yaratmak hedefleridir. Özellikle gelişme sürecinde olan millî devletlerde yaşanan sorunlarla, belirtilecek tehdit ve tehlikeler karıştırıldığı için bunlarla mücadele etmek de zorlaşmaktadır. Birinci Gurup Tehdit ve Tehlikeler “İç Cephe” içerisinde iki şekilde ortaya çıkar. Bunlar: 1- “İç Cephe” içerisinde toplumun gelişmesini kendi kişilik ve öz değerlerinin dışında arayan, başka gelişmiş toplumlara hayat tarzlarını benzetmek ve taklit etmekte bulan, bu amaçla devamlı olarak “millilik” özelliğinden tavizler vererek uzaklaşan, toplumun sahip bulunduğu tarihî ve kültürel mirası küçümseyen ve başkalarına mal eden düşünceler, tutumlar ve davranışlar yaygınlaşır. Aydınları, etkin kamuoylarını, yöneticilerini kapsamına alır. Çoğu kez bu düşünceler, tutum ve davranışlar sözde aydınlardan başlayarak, çeşitli ve etkili iletişim araçları ile yönetim sorumluluğunu taşıyanları yönlendirir ve giderek toplumun her kesimini etkiler. Sonuçta, “İç Cephe”nin millilik özelliğini tehdit eder. Bu durumda devlet devam eder, ancak “Millî Devlet” özelliğini yitirir. “Millilik” özelliği yitirilince onun kaynağını oluşturan millet ve devlet ağır bir tehlikeyle karşı karşıya kalır. Çünkü, toplumda ne benzemek istediğinden, ne taklit ettiği değer ve hayat tarzlarından kendisine hiçbir şey kalmaz. Çözülür. Kökle ilgisini kopardığından soysuzlaşır. “İç Cephe” en küçük dış baskı ve etki altında çöker veya teslim olur. 2- “İç Cephe”de millilik ile tutuculuk kavramlarını eşdeğer tutan, din-mezhep-tarikatları öne çıkaran, “Ümmetçiliği”, din kardeşliğini, mezhep bağlılığını, tarikat mensupluğunu millî değerlerin, millî tarihin, millî kültürün ve millî geleneklerin üstünde gören ve hatta millî kişiliği, Cumhuriyet vatandaşlığını din ve inanç kişiliği şekline dönüştürmeye kalkan düşünceler, davranışlar ve eylemler ortaya çıkar. Bir kısım aydınlar, çıkar gurupları, bazı kesimler, siyasî kadro ve kuruluşlar bu düşünce ve davranışları “İç Cephe”de görülen birinci tehdit ve tehlikeye karşı bir tepki olarak değerlendirir ve savunurlar. Toplumda gelişmenin din-mezhep-tarikatların manevî güç ve disiplini ile daha süratle ve etkili şekilde gerçekleşeceğini ileri sürerler. “İç Cephe”yi bu yolla koruyabileceklerini iddia ederler. Ancak sonuçta, “İç Cephe” ve onun kurduğu çağdaş devlet, çağ dışına sürüklenir. “Millilik” görünüşte kısa bir süre devam eder, yerini “Ümmetçiliğe” bırakır. “İç Cephe”de oluşan bu tehdit ve tehlikelerle mücadele zaman, güç ve insan kaybına sebep olur. Dış cephenin amaç ve çıkarlarını gerçekleştirebileceği en uygun ortam hazırlanmış olur. “İç Cephe”de çözülme başlar. Devlet çöker. İkinci Gurup Tehdit ve Tehlikeler; rakip ve/veya muhtemel rakip, hasım ve düşman devlet ve topluluklarının, Türkiye Cumhuriyeti devleti toprakları, iktisadî kaynakları, insan gücü üzerindeki çıkar ve beklentilerini, kısa, orta, uzun zaman kesitlerinde gerçekleştirmek için başvurdukları yol ve yöntemlerdir. Açık, gizli ve örtülü olarak ortaya çıkarlar. Çeşitli şekillerde uygulanırlar. Süreklilik özelliği taşırlar. Başlıca örnekleri şunlardır: 1- “İç Cephe”ye doğrudan saldırı teşkil eden tehdit ve tehlikeler 1973-1985 Yurtdışındaki Türk vatandaşlarına, Türk mal varlıklarına karşı girişilen Ermeni saldırıları; 1984/8 başlayan PKK olayı... 2- “İç Cephe”de meydana gelen zafiyetleri sürekli olarak, doğrudan, dolaylı, açık, gizli ve örtülü şekillerde istismar ederek oluşturulan tehdit ve tehlikeler. “İç Cephe”ye doğrudan saldırıları özendirmek, desteklemek, yardım etmek, yataklık etmek, lojistik destek sağlamak, yurt içi ve yurt dışı kamuoylarını yanıltmak ve saldırıları meşru hareketler gibi göstermek faaliyetleri. Ayrıca “İç Cephe”de dolaylı şekilde irticaî tutum ve davranışları özendirmek, desteklemek, millîyet ve milliyetçilik konularında aleyhte propagandalar yapmak, mozaik kültür tezini “millilik” aleyhinde kullanmak. 3- “İç Cephe”nin ilgili bulunduğu ve millî varlığın devamı ve bekası için hayatî önem taşıyan coğrafî alanlarda dolaylı siyasî, iktisadî baskılarda bulunmak, Devletin siyasî ilişkilerini baltalamak, gelişmeyi engelleyici önlemleri uygulamak, Yunanistan’ın ve diğer bazı devletlerin tutumları gibi. 4- “İç Cephe’nin Temel Araçları” üzerinde yoğun psikolojik harekât uygulamak, bu araçları yıpratmak, küçük düşürmek, değersiz kılmak bu yolla “İç Cephe”de güvensizlik ortamı yaratarak çözülmeyi sağlamaktır. Tarihin Büyük Dersleri İç Cephe ve Anadolu Zaferleri Binlerce yıllık Türk tarihinin sayısız dersleri ve deneyimleri arasında en önemlisi ve Türk toplumlarının varlıklarıyla ilgili olanı; “İç Cephe”nin önemi ve duyarlılığıdır. Tarih, istisnasız bütün Türk Devletleri’nin “İç Cephe”de meydana gelen huzursuzluklar, düzensizlikler, iç çekişmeler, rekabet çatışmaları ve güvensizlikler sonunda güç kaybettiklerine, çözülüp yıkıldıklarına tanık olmuştur. Bu nedenle Türk Devletleri’nde ve Türk Toplumlarında her zaman, her şart altında ve neye mal olursa olsun İç Cephe’nin kuvveti olmasına, İç Cephe’de barışın sağlanmış bulunmasına ve millet fertlerinin bir mefküre altında birleştirilmesine büyük özen gösterilir. Bu durum en önemli ve varlığı ilgilendiren bir sorun olarak ele alınır ve çözülür. 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi, 1097 Dorylaion ve 1176 Myriokephalon Meydan Muharebeleri ve nihayet 26 Ağustos 1922 tarihinde başlayan Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesi ve 30 Ağustos Başkumandan Muharebesiyle kazanılan zaferlerin temelinde yatan “İç Cephe”de güç ve mefküre birliğidir. Yüce Atatürk, Nutkun’da bu durumu şu şekilde açıklamaktadır: “Efendiler, düşmana taarruz için verilmiş olan kesin kararımızı uygulamaya başlamadan önce, hazırlayıp, tamamlamaya mecbur bulunduğumuz harp vasıtalarının ne olduğunu arz edeyim. Tam üç vasıtanın hazırlığının yeterli derecede olduğunu görmek gereğini duyuyordum. Onlardan birincisi ve en önemli ve asıl olanı doğrudan doğruya milletin kendisidir. Milletin, bağımsızlığı için kalbinde ... vicdanında doğan ve gelişmiş olan arzu ve emellerinin sağlamlığıdır. Millet bu iç arzusunu ne kadar kuvvetli açıklarsa, bu arzu ve emelin gerçekleşmesi için ne kadar çok kararlı ve inançlı olduğunu gösterirse, düşmanlara karşı o kadar kuvvetli bir vasıtaya sahip olduğumuza inanır. İkinci vasıta Türkiye Büyük Millet Meclisi ve üçüncü vasıta Ordu’dur. Bu üç nevi vasıta ve kuvvetin düşmana karşı meydana getirdiği cepheler iki özellikte düşünülebilir. Kolay anlaşılmak için şöyle diyelim: (İç Cephe)-(Dış Cephe)... Asıl olan İç Cephe’dir. Bu cephe bütün milletin meydana getirdiği cephedir...”İç Cephe Harekatı İletişimMSN:
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|
»
Yorum yok
» Yorumu Gönder
Sadece üyeler yorum yazabilir Lütfen giriş yapın veya üye olun!.
|